HATAY'da 10 gün...
- huzuryolcusu30

- 26 Haz 2023
- 2 dakikada okunur

Geçen ay; yeni yüreklere umut olmak, yarım kalan hayatların enkazından bir taş da olsa kaldırmak için Hatay'a gittim.
Beni değiştirip dönüştüren seyahatleri seviyorum.
Konfor alanından uzaklaşıp hayatı başka bir perspektiften görmek ve muhasebe etmek yeni şeyler katıyor insana.
Ve edindikleri, ilham oluyor yürüdüğü yolda...
Kadın, anne, öğretmen gibi bize özgü tüm kimlikleri bir kenara bırakarak, yalnızca insan kimliği ile çıkılan bir yolculuktu bu.
Afet zamanlarının bize kazandırdığı o kenetlenme duygusu yok mu, yalnızca insan olmak. Herkese böyle kucak açmak.
Tüm dertlere deva bir iksir gibi bu insanlık.
Daha güzel bir kimlik olabilir mi?
Bu Ramazan her seneden farklı olarak çadır ortamında, muhtaç hayatı yaşadık depremzede kardeşlerimizle.

Kapısı bacası olmayan yer kabuğunun üstünde
yaşayan binlerce insan, binlerce çadırkent. İnsanlar yeniden doğmuş gibi her şeyini yitirmiş ve ayağa kalkmaya çalışıyorlar.
Açık tek bir market yok, fırın yok, para çekmek için atm yok. Zaten parayı çeksen harcayacak yer de yok hani.
Hayat tamamen zaruri ihtiyaçlara kilitlenmiş bir vaziyette.
Yardım kuruluşları ne dağıtırsa o var, başka hiç bir şeyleri yok.
Her gün yemek kuyruğu, gittiğimiz köylerdeki ihtiyaç kuyruğu. Bir dizi insan topluluğu, dillerinde şükür olan, gözlerinde umut.

Biz konteynırbulamadığımız için
mezarlıkta kalmıştık ve kaldığımız süre içinde tabutların üstüne serilen kilimin üzerinde yattık. Çarşafımız kefendi. Kefen ölene kefendir, yaşayana çarşaf olurdu öyle ya!
Herkesin kıyameti kendi öldüğü gündür değil mi? Her gün gelen cenazeler mevtalarin yıkanması, kefenlenmesi, yakınlarının feryatları. Hepimizin yaşayacağı kesin olan bir son varken biz nerelerdeyiz, ne yapıyoruz?
Ne kadar sanal bir dünya kurmuşuz kendimize dedim. Bir sanrı gibi adeta. Yanılgı gibi. Her şeyimiz var sanıyoruz evimiz eşyalarımızı dizmiş evcilik oyunu oynuyor gibiyiz. Bir dakikada yerle bir olacak fani ve boş şişeler hükmünde olan dünyaya nasıl da bel bağlamışiz sımsıkı sarılmışız.

Şunu anladım ki; biz oraya kendimiz için gitmişiz. Her giden de aslında kendisi için gidiyor.
Kimse için değil!
Değiştirme gücü de bize ait değil ki!
Hayat akıp gidiyor, yolunu buluyor. Bazen ters düz oluyor. Biz hayatın neresinde duracağımiza kendimiz karar veriyoruz.
İyilik yaptıkça iyileşiyor, başkasının acısını hissettikçe insan oluyoruz.
Ve bir umut çocuklar… masmavi gök yüzü gibi ne zaman bunalıp sıkışsam başımı kaldırıp baktığım. Pırıl pırıl… Hesapsız ve plansızlar...
Bu dünya onlara oldukça zor. Yine de tüm bu acıların içinde beliren küçük çiçekler gibiler.
Köylerde bizi görünce mutluluğu gözlerinden okunan amcalar, teyzeler, anneler , bebekler.
Her koşulda bizleri doyurmak isteyen sofralar açan yurdumun gönlü zengin insanları.
Her evden mutlu ayrılmak dualarla uğurlanmanın verdiği mutluluk tarif edilemez.

Biz oraya nasihat etmeye değil, nasihatlerin en büyüğünü görmeye gitmişiz. İrşad etmeye değil, irşad olmaya,yardim etmeye değil, yaralarımizi sarmaya…
İyiliğin saramayacağı yara yokmuş bir kez daha anladım.
Biz çok güçlü bir milletiz. Devletimiz her daim yanımızda ve bize destek.
Birlikte tekrar ayağa kalkacağiz.
Rabbim tekrarını yaşatmasın.
















Yorumlar